Anasayfa / Blog / Göktengri ve Modern İnsan: Eski Bir İnancın Günümüzdeki Anlamı

Göktengri ve Modern İnsan: Eski Bir İnancın Günümüzdeki Anlamı

Herd of horses grazing on vast grassy plains near a mountain range under a partly cloudy sky

Bir an için düşünelim. Bundan bin yıl önce Orta Asya bozkırlarında yaşayan bir Türk ile bugün İstanbul, Ankara, İzmir ya da Berlin gibi bir şehirde yaşayan modern insan arasında ne kadar ortak nokta olabilir?

İlk bakışta cevap “çok az” gibi görünür. Birinin hayatı at sırtında, açık gökyüzü altında geçerken; diğerinin hayatı trafik ışıkları, bilgisayar ekranları ve beton binalar arasında geçmektedir. Ancak biraz daha derine indiğimizde insanın temel sorularının değişmediğini fark ederiz. İnsan hâlâ neden yaşadığını, hayatın anlamını, ölümün ne olduğunu ve evrendeki yerini sorgulamaktadır.

Belki de bu yüzden Göktengri felsefesi bugün hâlâ bazı insanlara ilgi çekici gelmektedir.

Göktengri anlayışının en dikkat çekici taraflarından biri, insan ile evren arasındaki ilişkiyi oldukça mütevazı bir şekilde tanımlamasıdır. Modern dünyada insan kendisini çoğu zaman her şeyin merkezine koyar. Teknoloji sayesinde doğayı kontrol edebildiğini, istediği her şeyi yapabileceğini düşünür. Oysa Göktengri düşüncesinde insan, büyük düzenin yalnızca küçük bir parçasıdır. Ne evren onun etrafında döner ne de doğa onun hizmetine verilmiştir. İnsan göğün altında yaşayan milyonlarca canlıdan sadece biridir.

Bu bakış açısı, modern hayatın yarattığı bazı sorunlara farklı bir gözle bakmayı sağlayabilir. Günümüzde birçok insan sürekli daha fazlasına ulaşmaya çalışmaktadır. Daha fazla para, daha büyük ev, daha yüksek statü, daha fazla takipçi… Ancak bu yarışın sonu yoktur. Göktengri felsefesi ise insana farklı bir soru sorar:

Gerçekten ihtiyacın olan şey daha fazlası mı, yoksa sahip olduklarının değerini anlayabilmek mi?

Eski Türkler için zenginlik yalnızca sahip olunan sürülerin sayısıyla ölçülmezdi. İyi bir isim bırakmak, sözünün eri olmak, cesur davranmak ve topluma fayda sağlamak da büyük değer taşırdı. Bugün bu anlayış hâlâ geçerliliğini korumaktadır. İnsan öldüğünde banka hesabı değil, geride bıraktığı iz hatırlanır.

Göktengri felsefesinde dikkat çeken bir diğer unsur da doğaya bakış biçimidir. Modern şehirlerde yaşayan insanlar çoğu zaman doğayı yalnızca hafta sonları gidilen bir yer olarak görür. Oysa eski Türkler için doğa hayatın kendisiydi. Dağlar, nehirler, rüzgâr ve gökyüzü yalnızca fiziksel unsurlar değil, aynı zamanda büyük düzenin parçalarıydı. Günümüzde bir metropolde yaşayan biri için bu anlayışı yaşatmak, doğaya kutsal bir nesne gibi tapınmak anlamına gelmez. Daha çok doğaya zarar vermeden yaşamak, kaynakları bilinçli kullanmak ve çevresindeki canlılara saygı göstermek anlamına gelir.

Şehir hayatında Göktengri düşüncesini yaşamanın bir başka yolu da zaman zaman yalnız kalabilmektir. Eski bozkır insanı uzun yolculuklar sırasında gökyüzüyle baş başa kalırdı. Bugünün insanı ise günün her saati bilgi, ses ve görüntü bombardımanı altındadır. Telefonlar, sosyal medya ve haber akışları zihni sürekli meşgul eder. Belki de modern insanın ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, zaman zaman bu gürültüyü susturup kendi düşüncelerini dinleyebilmektir. Çünkü insan ancak sessizlikte kendisini gerçekten duyabilir.

Göktengri felsefesi aynı zamanda kader ve sorumluluk arasında ilginç bir denge kurar. Eski Türkler Tengri’nin büyük düzenine inanıyordu. Ancak bu, insanın hiçbir şey yapmadan oturması gerektiği anlamına gelmiyordu. Aksine, cesaret göstermek, mücadele etmek ve elinden geleni yapmak önemliydi. Sonucu belirleyen yalnızca insan değildi, ama insanın çabası da değersiz değildi. Bu düşünce günümüzde de anlamlıdır. Çünkü insan her şeyi kontrol edemez, fakat kendi davranışlarından sorumludur.

Belki de modern dünyada Göktengri felsefesinin en değerli tarafı budur. İnsan hem güçlü hem sınırlı olduğunu kabul eder. Her şeyi bilemeyeceğini, her şeyi kontrol edemeyeceğini anlar. Buna rağmen doğru yaşamaya, dürüst davranmaya ve çevresine faydalı olmaya çalışır.

Bir metropolde yaşayan biri için Göktengri inancını yaşamak; eski kıyafetler giymek, çadır kurmak veya bozkırda yaşamak zorunda olmak değildir. Asıl mesele, göğün altında yaşadığını unutmamaktır. Kendisini evrenin merkezine koymadan, doğaya saygı duyarak, sözünün arkasında durarak ve yaşamın geçici olduğunu bilerek hareket etmektir.

Belki de bin yıl önceki bir bozkır insanıyla günümüz şehir insanını birbirine bağlayan en önemli nokta budur:

İkisi de aynı göğün altında yaşamaktadır.

Ve göğün altında yaşamak, insanın kim olduğunu değil; nasıl biri olduğunu sorgulamasını gerektirir.

Bir Cevap Yazın

Göktengri Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin